Evlilik Bir Huzur ve Güven ‘Müessesesi’ midir?

Evliliğe ‘müessese’ adı verilmesi yaşadığımız toplumda evliliğe nasıl bakıldığını gösterir. Bu bakış açısına sahip insanların evliliklerinin de ne derece sağlıklı olacağı açıktır. Evlenmeye karar veren kişilerin, henüz evliliğin başlangıcında birbirlerine güvenmiyor olması korkunç bir durumdur. Günümüzde, evlenecek çift gidip önce noterde evlilik sözleşmesi imzalamakta, daha evlenmeden boşanma şartları konuşulmaktadır.

Dinden uzak toplumda yaşayan kimseler birbirlerine güvenmezler. İnsanlar genellikle hep yalnızdırlar ve gerçek anlamda hiç dostları olmadığından yakınırlar. Günümüz evli eşleri de çoğunlukla birbirine güvenmeyen ve dost olamayan kişilerdir. Sık sık yalana başvururlar;  kadın her an aldatılma ya da terk edilme korkusu içinde yaşar, erkek de çıkarları nedeniyle karısının kendisini maddi olarak değerlendirdiğini düşünür. Her ikisi de ruhlarına saygı duyulmadığından emindir. İnsanın gerçek anlamda mutlu olabilmesi için güvendiği, sevdiği ve yalan söylemeyen, Allah’tan korkan, samimi insanlara ihtiyacı vardır.

Genç kız, karşısına çıkan gencin genellikle arabasını gördüğünde ilk aşkı hissetmeye başlar. Eğer çok pahalı ve marka bir arabaysa o aşkın heyecanı biraz daha artar. Giysileri kaliteliyse, iyi bir okuldan mezunsa ve babası da zenginse artık o aşk şiddetli bir tutkuya dönüşür.

Ancak herşey kendilerince çok yolunda giderken genç bir gün, babasının iflas ettiğini söyler ve o tutkulu aşk bir anda kaybolur. Aşk öfkeye dönüşür, nefret yaşanmaya başlar. Bu, Allah’ın o genç kıza verdiği cezadır. Allah rızası için seviyor olsa, sevdiği insanın maddi hiçbir varlığı kalmasa, herşeyini kaybetse onun için fark etmez. İnanan insan, bu durumu Allah’ın bir nimeti olarak görür. Yaşadıklarını Allah’tan bir hayır olarak düşünür ve hiçbir şekilde etkilenmez. Dünya hayatına ait meta, yalnızca Allah sevgisi ile anlam kazanır.

Allah rızası için sevmek ise gerçek aşktan, Allah aşkından kaynak bulduğundan çok farklıdır. Çoğu insan tutkunun ve aşkın taklidini yapar. “Çok seviyorum, aşığım” diyen kadın, eşinin örneğin işi ya da parası olmasa birlikteliğine devam eder mi? Çoğu evliliğin maddi yokluklar nedeniyle bittiğine şahit olmaktayız. Ya da çok sevdiği karısını yaşlandığı ve çirkinleştiği için terk eden erkeklere… Demek ki yaşananın gerçek aşkla ilgisi yoktur.

Çoğu insan tutkuyu taklit eder. Çok sevdiğini söylediği halde birbirine hakaret eden, saldıran, aşağılayan, üzen kişiler gerçek tutkuyu bilemez. Örneğin bir genç kızın yaşadığını söylediği tutku, sevdiği gencin hastalanması, elinin yüzünün şeklinin değişmesiyle, bir anda yok olup gider. Bunun anlamı, o genç kızın sahte ve kötü bir tutku taklidinin içerisine girmiş, ona özenmiş olmasıdır. Oysa insan gerçekten tutku ile seviyorsa, sevdiği insanın eli yüzü yansa, kolunu bacağını kaybetse onu daha fazla sever ve ona daha derin bir şefkat duyar. Çünkü onun cennetteki gerçek yüzünün ne kadar mükemmel olacağını ve sonsuza dek kendisi ile yaşayacağını bilir.

Kalbinde Allah aşkı olmayan insan, etrafına Allah aşkıyla bakamaz, Allah aşkıyla bakamayınca da tutkuyu ve sevgiyi kaybeder. O gücü kaybettiğinde içinde büyük bir boşluk oluşur; sevginin yerini artık sıkıntı, azap, korku, panik, gerginlik ve kuşku alır. Bu acıdan kurtulmak için de, bu kişiler alkol ya da uyuşturucu gibi aklı örten, insan bedenine ve ruhuna zarar veren tehlikeli maddeler kullanmayı çözüm gibi görür. Sonunda da ruhen, bedenen ve maddi yönden de çöküşler başlar.

Oysa Kur’an ahlakı, insanı tam anlamıyla özgürleştirir, ruhtaki sevgiyi alabildiğine sonsuza doğru açar. Aksi halde sevgi ve tutku boğulmuş, dolayısıyla insan hapsedilmiş olur. Mümin kadın ve erkekler ahirette de –Allah’ın dilemesiyle- gerçek özgürlük ve kurtuluşa kavuşacaklardır:

(Bütün bunlar,) Mü’min erkekleri ve mü’min kadınları, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere, altından ırmaklar akan cennetlere sokması ve kötülüklerini örtüp-bağışlaması içindir. İşte bu, Allah katında ‘büyük kurtuluş ve mutluluk’tur. (Fetih Suresi, 5)

Sen Özelsin! #GelinNisa