Kadıköy’de Örnek Proje: Hanım Aşçılar

İlknur Ceylan, 13 kadın ustadan oluşan ekibiyle günde bin 200 kişiye yemek yapıyor. Yani her gün 60 kilo pirinçten pilav pişiriyor, onlarca kilo çorba kaynatıyorlar. Boylarından büyük tencerelerde yemek yapan kadın aşçılar aslında Kadıköy Belediyesi’nin sosyal sorumluluk projesi kapsamında mutfağa girmişler.

Evde eşinize ve çocuklarınıza yemek yapmak ayrı bir şey, her gün binlerce kişiye yemek yapmak ayrı. 60 kilo pirinci dev tencerede kavurmak, kilolarca çorba kaynatmak, yüzlerce tabak yıkamak zor zanaat. Bu nedenle evlerde mutfağın hâkimi kadınken işyerlerinde erkeklerdir. Biz böyle düşünürken duyduk ki Kadıköy Belediyesi’nin mutfağında sadece kadınlar çalışıyormuş. Kadın aşçılar pişiriyor, kadın garsonlar dağıtıyor, kadın bulaşıkçılar yıkıyormuş. Günde bin 200 kişiye yemek pişiren bu kadınlarla görüşmek için kâbusa dönüşen İstanbul trafiğinde yollara düştük. Belediyenin en üst katındaki yemekhanenin kapısından içeri girdiğimizde heyecanlı, beyaz önlüklü birçok kadınla karşılaştık. Yemekleri yapmış servise hazırdılar. Gazeteci geleceği söylenmiş ya, heyecan sarmış hepsini. Selamlaştıktan sonra hikâyelerini dinledik.Mutlu simaları birden hüzünleniyor. Hani şu üçüncü sayfalardaki haberlerin kahramanları var ya, onlara benziyor hikâyeleri…

Üç-beş cümleyle geçiştiriyorlar, biz de zaten geçmişten çok şimdiyle ilgileniyoruz. 14 kadın mutfakta nasıl geçiriyor günlerini? 28 yaşındaki Fatma Dolu söze başlıyor: “Aile gibiyiz burada.” Fatma’nın ailesi yok. Aslında kimsesi de… Yaşadığı bir sürü sıkıntıdan sonra kadın sığınma evine sığınmış. Buradan onu belediyenin yemek atölyesine göndermişler. Kadınların hepsi yemek atölyesinin kursiyeri. Kadıköy Belediyesi bu kurslara katılan zor durumdaki kadınlar için sosyal sorumluluk projesi başlatmış. Bir ekip oluşturmuş ve belediyenin mutfağını onlara teslim etmiş. 8 yıldır bu ekip yemekleri yapıyor. Öncesinde profesyonel bir yemek şirketi yaparmış yemekleri. Erkek aşçılara alışkın personel mutfakta kadınları görünce şaşırmış önce. Sonra sosyal sorumluluk projesi olmasının da etkisiyle kabullenmiş. Öyle ki “Temizliğine, hijyenine daha çok güveniyoruz, ne de olsa kadınlar pişiriyor.” diyorlar. Nitekim mutfakta çalışan kadın ustalardan Emine Erdem diyor ki: “Evimde mutfağıma nasıl özen gösteriyorsam, düzenliysem burada da böyle.” Bulaşıkçı Necla Çağan ise “İnanın evimde almadığım keyfi burada alıyorum. Hele kadınlarla çalışmak çok keyifli.” diyor.

Sığınma evlerinden yemek atölyesine…

Necla Hanım biraz kas yapmış. Koca tencereleri evire çevire yıkamak güç ister. Kaslarından da işinden de memnun olan Necla Hanım kadın sığınma evinde iki sene kaldıktan sonra yemek atölyesine gitmiş. 8 aylık kursu bitirdikten sonra burada çalışmaya başlamış. Ev tutmuş. Çocuklarını yanına almış. İş arkadaşları akrabası, dostu olmuş. Laf lafı açıyor, söz dönüp dolaşıp kadınları korumak için açılan sığınma evlerinin yetersiz olmasına geliyor. Onların hikâyesini duyan çok kadın hallerine hevesleniyormuş. Diyorlar ki: “Böylesi sosyal projelerle zor durumdaki kadınlar istihdam edilse ne güzel olur.”

Ekip şefi İlknur Ceylan da yemek atölyesi kursiyerlerinden. Çalışma hayatına çocuğu doğunca ara vermiş. O sırada yemek yapmayı öğrenmek için kursa gitmiş. O profesyonel anlamda yemek yapmayı, kursiyerler de onun organizasyon yeteneğini pek sevmiş. 8 yıl önce belediyenin sosyal projesi için ekip kurma görevi ona verilmiş.

Eşim bana ‘badigardım’ diyor

Ceylan, yemeklerinin beğenilmesinin onlar için en büyük sevinç olduğunu vurguluyor. Geçenlerde aşçı kadının, “siz seversiniz” diye tabağına bolca yemek koyması üzerine bir erkek personelin, “İnanın, eşim bile benim neyi ne kadar sevdiğimi bilmiyor.” demiş. Mutlulukla anlatıyor bu anekdotu. Bir de çocukları için çorba ve yemek alanlar var ki gülerek ekliyor: “Bazen personelden birileri elinde kavanozla geliyor, ‘çorba çok güzeldi, çocuğum pek bir şey yemiyor, bu çorbadan yer, biraz alabilir miyim?’ diyor. Yemeklerimizin beğenilmesi bizi çok mutlu ediyor.”

Mutfağı dolaşırken koca tencereleri, büyük kepçeleri görünce sorumuzu tekrarlamadan edemiyoruz: “Hakikaten zorlanmadınız mı?” Ceylan’ın cevabı şöyle oluyor: “Tabii önceden çok zorlandık, 60 kilo pirinci karıştırıyorsunuz kolay değil. Bilek gücü ister. Ama biz de kas yaptık. Eşim bana ‘badigardım’ der. Dokuzuncu yıla girdik, alıştık artık.”

İlknur Ceylan, ekipteki arkadaşlarının ilk zamanlarını hatırlıyor sonra. Tencereleri taşımak, kilolarca pirinci karıştırmaktan çok acılarını, sıkıntılarını geride bırakmakta zorlanmışlar. Ceylan, “Şimdi sizinle rahat konuştuklarına bakmayın, çoğumuz iki kelimeyi bir araya getiremiyorduk. Hem tüm hayat zorluklarını aştık, hem de birbirimizi tedavi ettik. Tabii personelimiz de, başkanımız da sağ olsun bize çok destek oldu. Zor durumdaki kadınlara destek olmak gerekiyor. Sığınma evleri açmak, koruma kanunu çıkarmak yeterli değil. Onların hayata tutunmasını da sağlamak lazım.” diyor. Biz de gördüğümüz manzara karşısında ona hak veriyoruz.

Bir şeker hastası için çalışılabilecek en güzel yer yemekhane

Aysel Aşcı, şeker hastası. Yıllarca konfeksiyonlarda çalışmış. Uzun mesai saatleri, şeker hastası vücudunu yorgun düşürmüş. Sigortasını zaten yarım yatırıyorlarmış, şeker hastası olduğu için yarım insan muamelesi yapıyorlarmış. O da işten ayrılmış, aile danışma hattına başvurmuş. Onlar da yemek atölyesi kursuna yönlendirmiş. Yemek yapmaya ilgili olmasa da, hatta pek sevmese de ekmek parası için gitmiş. Sonra sosyal sorumluluk projesi kapsamında işe almışlar. Şimdi salata ustası olarak çalışıyor. Ekip onu koruyup kolluyor, her türlü ihtiyacını karşılıyor, ilaç alma saatlerinde yardımcı oluyor. O da “Çok eziyet çektim ama burada çok memnunum.” diyor. Arkadaşları da “Biz Aysel’in üzerine titriyoruz.” diyorlar.

Kadın aşçılar yüzünden hamileyken 25 kilo aldım

Kadıköy Belediyesi’nde çalışan Ayça Erdoğan kadın aşçılar için şunları söylüyor: “Kadın aşçılar yapıyor ya yemekleri sanki kendim yapmış gibi güvenle yiyorum. Kendi ev yemeğim gibi hissediyorum. Dışarıda hiç yemek yemiyoruz. Dışarıda yesek bile doymuyoruz. Hamileyken onlar 25 kilo aldım. Sen hamilesin şunu ye bunu ye diye bana kilo aldırdılar. Şimdi de çocuğum çok yemek seçiyor ve her yemeği yemiyor. Burada çorbalar çıkıyor çok besleyici, arada bir geliyorum istiyorum. Çocuğuma yediriyorum, hem güveniyorum, hem temiz olduğunu biliyorum. Buradaki bayanlar ilk başladıklarında kendilerine güvenleri yoktu. Şimdi aradaki farkı görüyoruz. Bizimle iletişimleri, özgüvenleri arttı. Bu konuda kadınlar meslek sahibi oldular, hem hayata bağlandılar.”

Yemekler şahane çay bahane!

Kadın aşçılar mesaiye 7.30’da başlıyorlar. 11.30’da yemekleri hazır ediyorlar. 14.00’e kadar personel yemeğini yiyor. Bu süreç biraz telaşlı geçiyor. Yemek servisi, kirli tabakların toplanması… Son kişi de tepsisini bırakınca ekip demledikleri çayı alıp boş masalardan birine oturuyor. Yorgunluk çaylarını içerken muhabbet ediyor, sonra temizliğe girişiyorlar. Bazen bu çay fasıllarını dışarıda yapıyorlar, Moda’da veya Kadıköy sahilinde içiyorlar. Birbirlerine akşam oturmasına gidiyorlar. Bu sırada çoğunlukla kahvaltılık yiyorlarmış. Yemek-pasta börekten bıkıyorlarmış bir süre sonra.

‘Ne iş yaparsın?’ dediler, su böreği dedim, yap getir dediler…

Emine Karahan: Aile danışma hattını aradım, ben çalışmak istiyorum dedim. ‘Ne iş yaparsın?’ dediler, ‘ne biliyorsun?’ Dedim çok güzel su böreği yaparım, baklava açarım. ‘O zaman yap görelim’ dediler. Hemen eve gittim bir saatte börek yaptım getirdim. Çok beğendiler ve işe aldılar. 8 yıldır çalışıyorum. Kadınlar olarak çok gurur duyuyoruz, burada yemek yapıyoruz. Büyük tencereleri kaldırıp indiriyoruz. Tabii 4 kadın birlikte yapıyoruz. Önce çok zordu şimdi alıştık. Şu an çok mutluyuz.

Kaynak: Zaman Gazetesi | Abone olmak için tıklayınız…

Sen Özelsin! #AktifNisa, #UzmanNisa