Kur’an’a Göre Erkek Kadından Üstün müdür?

Kadın sorunlarının Kur’an ahlakının yaşanmasıyla çözülebileceğini anlatmaya çalıştığım yazıma birkaç yazar arkadaştan eleştiriler aldım. Bir yazar arkadaşım ciddiyetimden kuşkuya düşerek şaka yapıp yapmadığımı soruyor, diğer arkadaş ise yorumunda şöyle yazıyordu: “Nisa süresinden örnek vererek, kadın-erkek eşitliğinden söz ediyorsunuz. Bir zahmet yine Nisa Suresi’nde 4, 11, 14, 15, 34 ayetleriyle Bakara süresinin 228 ve 282 ayetlerine bakarsanız, Allah katında kadınların erkeklerle bir tutulmadığını görürsünüz. (Bu konuyla ilgili daha birçok ayet olduğunu siz de bilirsiniz, ama nedense, Kuran’ı tek yönlü göstererek putlaştırmayı tercih ediyorsunuz.) Demem o ki, insana “insan” olarak bakmak gerekir. Tarihin yanlış yazılmasında din kitaplarının da aynı derecede rolü vardır.”

Yazılarımı yalnızca Kur’an ayetlerinin ışığında yazıyorum ve Kur’an ayetlerini bilerek göz ardı etmek diye bir şey söz konusu olamaz. Kuşkusuz hata yapmak insan içindir. Ancak asıl hata tek bir ayete dayanarak Kur’an’ı yorumlamaktır. Kur’an bir bütündür ve bir konuda, o konuyla ilgili ayetlerin tümünü göz önünde bulundurarak ne demek istediğini anlayabiliriz. “Kur’an’ı tek yönlü göstererek putlaştırma” ifadesine ise üslup nedeniyle cevap vermiyorum.

Kur’an insanlara özel bir konu olmadığı sürece kadın ve erkek olarak değil “ey inananlar” şeklinde hitap eder. İnsana insan olarak bakar. Doğrudur tarih kitaplarının tarihi yanlış anlamamıza sebep oldukları gibi, dinin yanlış anlaşılmasında da bazı din kitaplarının rolü büyüktür. Ancak bu yorumda eleştirilen bir din kitabı değil, Kur’an’dır. Kur’an bizi yaratan, bizim için en güzel hayatı tarif eden ve tüm kâinatı emrimize veren sonsuz güç sahibi Allah’ın kelamıdır; onun üzerinde bir başka söz, bir başka kıstas yoktur. İnsanı yanlışa değil, doğruya götüren İlahi rehberdir.

Yazar arkadaşımın Allah katında kadınların erkeklerle bir tutulmadığı iddiasını dayandırdığı Kur’an ayetlerini tek tek inceleyelim. Nisa Suresi’ndeki ayetlere bakalım önce:

4-Kadınlara mehirlerini gönülden isteyerek (ve bir hak olarak) verin, fakat onlar, gönül hoşluğuyla size ondan bir şeyi bağışlarlarsa, onu da afiyetle, iç huzuruyla yiyin.

Ayet oldukça açık aslında. Kadına evlenme sırasında verilen mehrin gönülden verilmesi isteniyor. Ancak kadın kendisi istemeyecek olursa erkeğe emredilen vicdanının rahat olması yönündedir.

Bu ayete dair soruya yine Kur’an cevap veriyor:

Ey iman edenler, kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkışmanız helal değildir. Apaçık olan ’çirkin bir hayasızlık’ yapmadıkları sürece, onlara verdiklerinizin bir kısmını gidermeniz (kendinize almanız) için onlara baskı yapmanız da (helal değildir.) Onlarla güzellikle geçinin. Şayet onlardan hoşlanmadınızsa, belki, bir şey hoşunuza gitmez, ama Allah onda çok hayır kılar. Bir eşi bırakıp yerine bir başka eşi almak isterseniz, onlardan birine (öncekine) yüklerle (mal ve para) vermişseniz bile ondan hiçbir şey almayın. Ona iftira ederek ve apaçık bir günaha girerek verdiğinizi alacak mısınız? Onu nasıl alırsınız ki, birbirinize katılmış (birleşerek içli-dışlı olmuş)tınız. Onlar sizden kesin bir güvence (kuvvetli bir ahid) de almışlardı. (Nisa Suresi, 19, 20, 21)

Rabb’imiz erkeğe, eşine verdiği birlikte olma sözünü hatırlatıyor, zorlayarak ya da iftira atarak maddi ve manevi yönden kadını mağdur etmekten men ediyor.

11- Çocuklarınız konusunda Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa, geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir, çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman annesi için altıda bir’dir. (Ancak bu hükümler, ölenin) Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Babalarınız, oğullarınız, siz onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah’tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.

11. ayet miras konusunda. Bu ayeti doğru anlamak için o günün koşullarında kadının toplumdaki yerine bakalım. Kadının yeri bile yoktur. Kur’an, hiçbir hakka sahip olmayan kadını, olması gerektiği yere getiriyor. Haklarını veriyor. Kadınlar da bundan böyle mirastan pay alacaklardır.

Ayrıca İslam’a göre anne babaya, muhtaç kardeşlere, çocuklara ve karısına bakmak, tamamen erkeğe aittir. Kadın, miras yoluyla veya bir başka şekilde elde ettiği gelirini dilediği gibi harcamakta özgürdür.

Peygamberimiz(sav) buyuruyor: “”Ey iman edenler! Cahiliye Araplarının yaptığı gibi dul kadınları, kocası ölür ölmez üzerine elbise atıp “kapatma”nız, onu baskı ve zorbalıkla miras kabul etmeniz, mehir vermeden kapatma yoluyla evlenmeniz, kadını başkasıyla evlendirmeniz, alıp satmanız helal değildir. (Razi, Kurtubi, Zemahşeri)

Nisa Suresi’ndeki diğer iki ayet fuhuş yapan kadın ve erkeklere dair:

15- Kadınlarınızdan fuhuş yapanların aleyhinde olmak üzere içinizden dört şahid tutun. Eğer şehadet ederlerse, onları, ölüm alıp götürünceye veya Allah onlara bir yol kılıncaya kadar evlerde alıkoyun.

16- Sizlerden fuhuş yapanların, her ikisine eziyet edin. Eğer tevbe ederler de ıslah olurlarsa artık onlardan vazgeçin. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.

Cinsellik iftirası Kur’an ayetlerinin de haber verdiği gibi büyük bir zulümdür. Masum insanların zina ile suçlanmaları tarih boyunca yaşanan bir durumdur. Bu sebeple Kur’an, zina ve fuhuş olaylarında dört şahit öngörür. Zinaya dört tane açık şahit istenmesi, kadın ve erkek tüm insanlar için müthiş bir hayat garantisidir. Şahitleri getiremeyen, hiçbir şekilde kişinin aleyhinde suçlamada bulunamaz. Şahidi olmadığı halde suçlamada bulunan kişiler Kur’an’ın ifadesiyle, “Allah Katında yalancıların ta kendileridir”. Artık bu kişilere inanılmaz, şahitlikleri kabul edilmez.

15. Ayetin sonundaki “Allah onlar için bir yol kılıncaya kadar” ifadesi ise onların lehine bir yoldur, bir çıkış yoludur.

Toplumda kadın ve erkeğin zinasına farklı bakılır. Toplum erkeğin elinin kiri olarak görürken, Kur’an’ın kadın ve erkeğe öngördüğü ceza aynıdır. Nur Suresi’nde zinanın cezası çok açıktır: “Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer değnek vurun.” (Nûr Suresi, 2)

16. ayette söz edilen fuhuş yapanların, cinsel sapkın erkekler olduğu konusunda birçok alim aynı görüştedir. Zina, fuhuş ya da bir başka günah; tevbe kapısı insan için -ölüm anı hariç-her zaman açıktır. Bağışlanma dileyen, tevbe edip ıslah olanlar artık cezalandırılmazlar. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.

İlave olarak; Nur Suresi, 6, 7, 8, ve 9. ayetlerinde konu edilen, eşlerine zina suçu atan ve kendileri dışında şahitleri bulunmayanların durumuna bir bakalım. Dört şahit getiremeyen koca, her bir şahit yerine kendisi Allah adına dört kez yemin eder ve kendisinin hiç şüphesiz doğru söyleyenlerden olduğuna şahitlik eder. Ancak beşinci kez bir yemin daha eder. Ve bu yeminle, eğer yalan söyleyenlerdense, Allah’ın lanetinin muhakkak kendi üzerinde olmasını kabul eder.

Sıra suçlanan kadındadır. Kadın da dört kere Allah adına yemin ederek, kocasının hiç şüphesiz yalan söyleyenlerden olduğuna şahitlik eder. Kadının bu yeminleri cezayı kendisinden uzaklaştırır. Ancak onun da beşinci yemini olmalıdır. Eğer kocası doğru söylüyor ise, Allah’ın gazabının muhakkak kendisi üzerinde olmasını kabul eder.

Yeminler aynıdır ancak Allah sonsuz adildir ve suçlayan erkeğin değil, suçlanan kadının ettiği yemin geçerlidir.

Allah Katında kadınların erkeklerle bir tutulmadığı iddiasının dayandırıldığı Kur’an ayetlerini tek tek incelemeye devam ediyoruz:

Nisa Suresi’ndeki ayetler:

34- Allah’ın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde ‘sorumlu gözeticidir.’ Saliha kadınlar, gönülden (Allah’a), itaat edenler, Allah nasıl koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Doğrusu Allah Yücedir, büyüktür.

Ayetteki erkeğin üstünlüğünü ifade eden kelime “kavvam”dır. Bu kelime sorumlu gözetici anlamındadır. Erkeğin, kadını koruması, gözetmesi ve sakınması anlamındadır.

Yukarıdaki ayette kadınların dövülebileceğine izin verildiği iddia edilir. Bu konuyla ilgili olarak şunları söyleyebiliriz:

Ayetteki geçen “darabe” kelimesi çok fazla anlama geldiği halde birçok mealde “dövmek” olarak tercüme edilmiş.  Örneğin Nur Suresi’ndeki, kadınlara hitaben “örtülerini yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar” ayetindeki “koysunlar” fiilinin Arapça’sı da darabe fiilinden gelir.  O halde ayette kastedilen bazı meallerdeki ifadesiyle dövmek değil, “bir süre ayrılmak” anlamındadır. (Kuşkusuz doğrusunu Rabb’im bilir.)

Örneğin Peygamberimiz (sav) eşlerine hafif bile olsa asla vurmamış, elini kaldırmamıştır. Yaşadığı bir sorun sebebiyle bir süre ayrılmış, anlaştıktan sonra yeniden bir araya gelmiştir.

Bakara Suresi’nden delil gösterilen iki ayet ise şöyle:

228- Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ‘ay hali ve temizlenme süresi’ beklerler. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa Allah’ın rahimlerinde yarattığını saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları, bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almada (başkalarından) daha çok hak sahibidirler. Onların lehine de, aleyhlerindeki maruf hakka denk bir hak vardır. Yalnız erkekler için onlar üzerinde bir derece var. Allah Azizdir. Hakimdir.

Bu ayet, kadının toplumda bir iftiraya uğramaması için evlenme konusunda belli bir süre beklemesini öngörür. Hatta sadece boşanma durumunda değil kocasının ölümü durumunda da kadın bekler. Kadının hamilelik durumu hiç söz konusu olmasa bile beklemesi yine kadını korumaya yöneliktir. Kadını hemen evlenmesi sebebiyle oluşacak zor durumdan, dedikodulardan, iftiradan korur.

Boşanan kadının kocası bu süre içinde barışmak ister, araları düzelir ve kadın isterse evlenme konusunda eski kocanın önceliği vardır. Aslında ayet, erkeğin üstünlüğünü değil, tam aksine erkeğin kadın üzerinde nasıl hakkı varsa, kadının da erkek üzerinde hakkı olduğunu haber veren ayettir.

Özellikle kadınların kocaları üzerindeki meşru hakları ve sorumluluklarından söz ediliyor olması yalnızca Kur’an’ın indirildiği dönem değil, bugün için bile çok önemlidir. Yıllardır kadın hakları için mücadele veren sivil toplum kuruluşları, feminist hareket, dernekler bir çözüme ulaşamamış iken Kur’an kadına hakkını verir. Kadın sorunlarında çözüm Kur’an ahlakıdır. Bu ahlak hayata geçtiğinde kadın-erkek hakları diye bir ayrım olmayacak, bunun adı insan hakları olacaktır.

Bakara, 229- Boşanma iki defadır. (Sonra) Ya iyilikle tutmak veya güzellikle bırakmak (gerekir). Onlara (kadınlara) verdiğiniz bir şeyi geri almanız size helal değildir; ancak ikisinin Allah’ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkmuş olmaları (durumu başka). Eğer ikisinin Allah’ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsanız, bu durumda (kadının) fidye vermesinde ikisi için de günah yoktur. İşte bunlar, Allah’ın sınırlarıdır; onlara tecavüz etmeyin. Kim Allah’ın sınırlarına tecavüz ederse, onlar zalimlerin ta kendileridir.

Yukarıdaki ayette söz edilen şudur. Kadının, Allah’ın sınırlarının korunamayacağından endişe ederse, kocasına merhamet ederek hakkını verip ayrılması günah değildir. Bu da eşler arasındaki ilişkinin sınırları içinde “maruf, meşru ve uygun” bir şekilde olacaktır.

Bakara, 282. ayet ise şöyle: Ey iman edenler, belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. Aranızdan bir katip doğru olarak yazsın, katip Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan sakınsın, ondan hiçbir şeyi eksiltmesin. Eğer üzerinde hak olan (borçlu), düşük akıllı ya da za’f sahibi veya kendisi yazmaya güç yetiremeyecekse, velisi dosdoğru yazdırsın. Erkeklerinizden de iki şahid tutun; eğer iki erkek yoksa, şahidlerden rıza göstereceğiniz bir erkek ve biri şaşırdığında öbürü ona hatırlatacak iki kadın (da olur). Şahidler çağırıldıkları zaman kaçınmasınlar. Onu (borcu) az olsun, çok olsun, süresiyle birlikte yazmaya üşenmeyin. Bu, Allah Katında en adil, şahitlik için en sağlam, şüphelenmemeniz için de en yakın olandır. Ancak aranızda devredip durduğunuz ve peşin olarak yaptığınız ticaret başka, bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Alış-veriş ettiğinizde de şahid tutun. Yazana da, şahide de zarar verilmesin. (Aksini) Yaparsanız, o, kendiniz için fısk (zulüm ve günah)tır. Allah’tan sakının. Allah size öğretiyor. Allah herşeyi bilendir.

Şahitlik genelde pek yapılmak istenmeyen durumdur. Özellikle de borç alış verişinde şahitlikten çekinilir. Ayette iki erkeğin bulunmadığı durumda bir erkek ve iki kadın olsun buyrulur. Kimilerinin iddia ettiği gibi bir erkek eşitir iki kadın anlamına gelmez.  Dahası ayette iki erkek yerine dört kadın şahit olur denilmiyor.

Kadınların erkeklere oranla rahatsız edilmesi daha kolay olduğu için aslında bu ayet kadını korur,  kadına kolaylık sağlar. Taraflardan biri şahitleri lehinde ifade vermeleri için zorlayabilir, rahatsız edebilir. Kadınlar için yalnız başına şahitliktense, yanında bir şahit daha bulunması dayanışma meydana getirir. Gerilimi ve baskıyı azaltır, manevi rahatlık verir.

Sonuç olarak; Söz konusu ayetler kadını 2. sınıf değil erkekle aynı konuma getiriyor. Kadın Kur’an’la maddi manevi yücelir. Kur’an’ın özel olarak hep kadını koruyan üslubu vardır, hep kadının yanındadır.  Kendisinde bizler için güzel örnekler bulunan Peygamberimiz(sav)’in de buyurduğu gibi:

“Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür.”

Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 71)

Sen Özelsin! #MuminNisa, #YazarNisa