Mümin Güler Yüzlü Tatlı Sözlü Güzel Ahlâklıdır

İnsanlar toplu yaşayan canlılardır. Sosyal çevrede, işyerinde, çarşıda, pazarda, sokakta, caddede, otobüste velhasıl, toplu yaşanan her yerde beraber bulunmak mecburiyetindedirler. Şehir nüfusu arttıkça ve günlük hayat hızlandıkça insan ilişkilerinin zayıfladığı görülüyor. Köylerde, kasabalarda, küçük Anadolu şehirlerinde selamlaşma geleneği devam ediyor. Büyükşehirlerimizde ise hiç kalmadı denebilir. Birbiriyle karşılaşan insanlar, herhangi bir iletişim sözü sarf etmeden, selamün aleyküm, merhaba veya günaydın demeden geçip giderler. Aynı sokakta, büyük bir sitede, apartmanda, hatta asansörde birbirlerine boş nazarlarla bakıp geçen nice insan vardır. Bu durum sosyal bağları ciddi olarak zayıflatmaktadır. İnsanları gittikçe yalnızlaştırmaktadır. Bu olumsuz vaziyetin herkes farkındadır. Onun için olsa gerek, son zamanlarda “kişisel gelişim” programları yaygınlaştı. Bu konuda birçok kitap çıkıyor. Amaç, insanları sosyalleştirmek, insan ilişkilerini sıcaklaştırmaktır. Özellikle de iş hayatında başarıyı artırmaktır.

Dinimizde ise bütün bunların metafizik bir boyutu, manevi bir arka planı vardır. Gülümsemek, güler yüzlü olmak huzurlu ve mutlu insanın, kendisiyle barışık kimsenin yapabileceği şeydir. Sağlam inançlı insan, mutlu insandır. Onun inandığı Allah “Vedud” ismine sahiptir. Yani O, kullarını çok seven, onları lütfa, ihsana gark eden ve en çok sevilmeye layık olan yüce varlıktır. Allah’ı sevmek bir iman borcudur. O’nu seven kimse O’nun yarattıklarını da sevecektir. O’nun yarattıkları arasında en üst seviyede olan insan kardeşlerini daha çok sevecektir. “Severiz her güzeli senden eserdir diye” şeklinde düşünecektir. Olumsuz durumlarda bile bir iyi taraf bulabilecektir. Celal içre cemali görmesini bilecektir. Bu konularda en büyük örnek Hz.Peygamber’dir. Bakın o nasıl biriydi: “Peygamber Efendimiz, güler yüzlü, tatlı sözlü idi. Kimseye fena söz söylemez, kimseye kötü davranmazdı. Sert ve katı değildi, fakat heybetli ve vakarlı idi. Gülmesi, gülümseme şeklinde idi.” (Buhari, Edeb, 68.)

Peygamberimiz güler yüzün ve tatlı sözün sadaka olduğunu bildirir. Sadaka deyince hep maddi yardım hatırımıza gelir. Oysa bazen bir güler yüzün, bir çift tatlı sözün hâsıl ettiği mutluluk, maddeyle ölçülemeyecek kadar önemlidir. Hz. Peygamber buyurur: “Kardeşinin yüzüne tebessümle bakmak sadakadır.”(Tirmizi, Birr, 36.) Gülümsemek sirayet eder, suya atılan taşın hâsıl ettiği halkalar gibi etrafa yayılır. Gülümseme sahibine de iç huzuru verir.

Sevgili Peygamberimiz buyurur:  “Yarım hurma tanesiyle de olsa ateşten korununuz, onu da bulamazsanız güzel sözle bunu yapınız.” (Buhari, Edeb, 34.)

Şuna benzer hadiseler az değildir, yaşanmış bir olay: “Bir defasında trafikte giderken olmadık bir hata yapmıştım. Tehlikeye soktuğum araç sahibi kızgınlıkla üstüme doğru geliyordu. Adam haklıydı, ne yapacağı da belli değildi. Onu içten bir gülümsemeyle karşıladım ve samimi olarak özür diledim. Bu tavrım karşısında yumuşadı ve o da tebessüm etti. Zararını tazmin edeceğimi söyleyerek el sıkıştım. ‘Hasar önemli değil, gerek yok’ dedi ve dostlukla ayrıldık.” Hadis-i şerifin tezahürü hemen görülmüş, demek ki güzel söz sadece cehennem ateşinden değil, öfke ateşinden de insanı korumuş oluyor.

Şerif İzgören anlatır: “Ne kadar asık yüzlü yüz, birbirimize ne kadar az gülüyoruz ve ne kadar az “Merhaba” diyoruz dikkat ettiniz mi? Köylerde, şehirlerdekinden çok daha kötü şartlarda yaşayan insanlar sizi gördüklerinde “Selamün aleyküm” der ve gülümser, biz şehirde birbirimize “Merhaba” demeyiz. Bu kültürel bir alışkanlık hâlini aldı; aynı asansöre binip birbirine, “Merhaba, iyi günler” demek ve gülümsemek ya da yollarda, daracık koridorda göz göze gelmeden geçmeye çalışmak yaygınlaştı.

Eskiden oturduğum apartmanda bir akşam iş dönüşü asansöre bindim. Üç bekâr çocuk, büyük ihtimalle öğrenciler, ellerinde akşam için aldıkları nevaleler… Buz gibi bir ortam…  Onlar, asansörde ben olduğum için konuşamıyorlar. Ben sert bir ifadeyle, “Akşama yemeğe sizdeyim.” dedim. Bunlar, şok! Sonra ben gülümseyince kahkahayı bastılar, “Ağabey, Allah aşkına gel!” Bu keratalar bekâr diye kimse bunlara “Merhaba” demezmiş, gülüştük, fırsat bulup gidemedim; ama onlar da ben de asansörden daha mutlu, daha insan ayrıldık.” (A. Şerif İzgören, Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır, s. 129-130.)

Güler yüzlü, tatlı sözlü, güzel ahlaklı, hoş tavırlı bir insan bu haliyle gönülleri fetheder, insanlarla kaynaşır. Hem kendisi hem çevresi mutlu olur.

Allah Rasulü’nün bir sözüyle bitirelim: “Mümin ülfet edilebilen, yani sıcak kanlı ve kendisiyle kolay kaynaşılan kimsedir. İnsanlarla kaynaşmayan, kendisiyle kaynaşılamayan bir kimsede hayır yoktur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. II, s. 400.)

Kaynak: Diyanet Dergisi

Sen Özelsin! #MuminNisa