Harem-i Humayûn’da Harama Yer Yoktur

Topkapı Sarayı’nda açılan Harem-i Hümayûn sergisi Harem’in zevk, sefa ve eğlence mekânı olmadığını gösteriyor. Sergilenen eserler arasında hat takımları, kadın üzengileri, çeşitli enstrümanlar ve edebi eserler var. Bu objelere bakarak Harem’de disiplinli bir eğitim olduğunu anlamak mümkün.

Topkapı Sarayı’nda en çok merak edilen mekanların başında gelir Harem. Ama imparatorluğun mahremi olduğundan hakkında fazla bilgi yoktur. Dönemin tarihçilerinin aktardığı sınırlı bilgiler ve çizilen minyatürlerden çıkarımda bulunuruz çoğu zaman. Geçtiğimiz hafta içinde Topkapı Sarayı’nda açılan Harem-i Hümâyûnu Sergisi ise ‘Padişahın evi’ olarak nitelendirilen bu mekân hakkında ayrıntılı bilgi sunuyor. Sergilenen objeler, yanlış tanınan Harem’in, aslında bir eğitim beşiği olduğunu gözler önüne seriyor.

Topkapı Sarayı’ndaki Harem bölümü aslında saraya sonradan dâhil edilen bir yapı. Eski Harem ise şu an İstanbul Üniversitesi’nin bulunduğu bölgede (Beyazıt). Topkapı Sarayı’ndaki Harem, Hürrem Sultan’ın isteği üzerine, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılıyor ve 16. yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanıyor.

Harem’in zevk ve eğlence mekânı olmadığını, mimarisine bakarak bile anlamak mümkün. Mimari ve yerleşim, protokol ve disiplin ilkelerine bağlı planda gelişmiş. Örneğin Harem ağaları ve cariyelerin yaşadığı bölümler; mutfak, kiler, hamam, çamaşırlık, hasta odası, yatakhane gibi birimleri kapsayan birer “koğuş” düzeninde. Padişah ve padişah ailesine ayrılan daireler ise daha geniş ve zengin dekorasyona sahip.

Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı İlber Ortaylı Harem’de yaşamın kolay olmadığını şöyle ifade ediyor: “Harem’de sabah ezanıyla herkes ayağa kalkar, hamama girilir, abdest alınır, namaz vaktine kadar bir şeyler dinlenirdi. Hızlıca yapılan kahvaltının ardından işlerine başlardılar. Okuma, öğrenme başta olmak üzere müzik, din, dil eğitimleri, nakış dikiş, işleme, tezhip hat gibi geleneksel sanat dersleri alırdılar. Kadınlar için de, erkekler için de vakit fevkalade disiplinli. Eğlenecek zamanları yok.” Bunları sergilenen objelere bakarak da anlayabiliyorsunuz. 19. yüzyıla ait tambur, miskal, çalpare, dümbelek, kanun gibi enstrümanlar Harem’deki müzik eğitiminin, sedef işlemeli rahleler Kur’an-ı Kerim eğitiminin, terzi defteri dikiş-nakış eğitiminin, hattatların yazı takımlarını içeren çekmeceli sandıklar hat ve tezhip eğitiminin, saraydaki kadınların yazdığı mektup ve şiirler ise dil ve edebiyata ne kadar hâkim olduklarının birer göstergesi.

Cariyeler genellikle Enderunlularla evlendiriliyordu

Harem’de yetiştirilen cariyelerin, akıl ve becerisi ölçüsünde görevleri de oluyordu. Örneğin müzik eğitimi alan cariyeler, baş sazende ve hanende görevlerine getirilebiliyorlardı. Burada yetiştirilen kızlar padişah gözdesi olabildikleri gibi erkek çocuk doğuranların ileride valide sultan olma şansı vardı. Genç kızlardan bazıları padişahın ve valide sultanın uygun gördüğü Enderun’da yetişmiş görevliler ile evlendiriliyorlardı. Böylece yönetimde söz sahibi olan üst düzey bir toplumun ortaya çıkması sağlanıyordu. Saray dışına evlendirilen cariyeler de saray kültürünü halka anlatıyor ve halk tarafından sayılıyorlardı.

Yani Harem, serginin açılışında Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın dile getirdiği gibi ‘dünyadan biraz gizli ama dünyanın bütün bilgilerine açık’ bir mekân. BKG/Bilintur Murahhas Üyesi Orhan Hallik, bu projeyle Topkapı Sarayı’nda sergilenen yaklaşık 500 esere, 300 civarında daha obje eklendiğini söylüyor. 6 aydır sergi ile ilgili hazırlıklar yapan Hallik’in en çok dikkatini çeken eser ise II. Osman’ın çok sevdiği bir atı için yaptırdığı mezar taşı. Hallik, bu taşın Osmanlı’da ata ne kadar önem verildiğinin bir göstergesi olduğunu anlatıyor. Bilkent Kültür Girişimi (BKG) ile TAV Havalimanları’nın ana sponsorluğunda gerçekleştirilen sergi kâğıt, tekstil ürünleri gibi eserlerin muhafazasını sağlayabilmek için 15 Ekim’e kadar açık kalacak.

Sen Özelsin! #SosyalNisa