Setr-i Avretin Modası Olur mu?

Herkes aynaya baktığında iyi görünmek istiyor ama kılık, kıyafete kafa yormadığını söylemekle de gurur duyuyor. Aramızda modayı takip ettiğiyle övünenler de var, takip ettiği halde söylemekten çekinenler de… Sebebi ne olabilir, araştırdık!

“İnsanlar modadan korkuyor. Korktukları için modayı küçümsüyorlar. Çoğu zaman da bizim dünyamızla ilgili aşağılayıcı şeyler söylüyorlar. Ama sade bir şey yerine J. Brand markalı jean giymek sizi aptal bir insan yapmaz.” Bu cümleler, tüm tasarımcıların karşısında titrediği moda sektörünün bir numaralı ismi Anna Wintour’a ait. Wintour, Amerikan Vogue dergisinin editörü. September Issue adlı belgeselde, yalnızca bu sözleri söylemekle kalmıyor, moda sektöründe olmasının kardeşlerine komik geldiğini de itiraf ediyor.

Modanın insanları tedirgin ettiği bir gerçek. Hepimiz aynaya baktığımızda iyi görünmek istiyoruz, ama kılık-kıyafete kafa yormadığımızı söylemekle de gurur duyuyoruz. Modayı takip etiği halde bunu söylemekten çekinenlerin yanı sıra modayı takip etmekle gurur duyan ve bunu kendini ifade ediş biçimi olarak görenler de var tabii. Diğer yandan modanın popüler kültür ve kapitalizm aracı olduğunu düşünen ve keskin bir biçimde reddeden en entelektüel kesim bile ‘şu dönemde’ taktıkları siyah çerçeveli gözlükleri, boyunlarına bağladıkları fularları ya da saç stilleriyle belli bir kesime ait olduklarını anlatma çabasında.

Toplumdaki bu moda algısını sosyolog Vehbi Başer, psikiyatrist Özlem Gökmoğol, moda tasarımcısı Ümit Ünal, Moda Tasarımcıları Derneği Başkanı Mehtap Elaidi ve ilahiyatçı Reşat Öngören ile konuştuk.

Vehbi Başer, hayatımızda modaya konu olmayacak hiçbir alan, modanın tamamen dışında hayat süren hiçbir sosyal kesim olmadığı görüşünde: “Mimari, sanat, edebiyat, bilim, eğitim, tıp ve tedavi, siyaset, diplomasi ve savaşın bile modadan azade kalamayacağı bir durumu yaşıyoruz. Bu anlamda modaya dair popüler kültür küçümsemesi bana göre bir elit modasıdır, geçer. Modayı izlemeye yönelik dudak bükülerek ve küçümseyerek yapılan eleştirilerin ciddiye alınır bir eleştirellikten ziyade bir tür ‘tencere dibin kara, seninki benden kara’ didişkenliği olduğunu düşünüyorum.”

Modayı takip edenler de reddedenler de farklı olmak istiyor

Psikiyatrist Özlem Gökmoğol, bir şeyi yalnızca moda olduğu için, kendine yakışıp yakışmadığını düşünmeksizin giyenlerin toplumdan ayrı düşmek istememesinin bir sonucu olduğunu söylüyor. Modayı takip ettiği halde bunu söylemeyen kişiler ise Gökmoğol’a göre farklı olmayı düstur edinen, sıradan olmadığını iddia eden kişilerin davranış biçimi. Aslında modanın sıkı takipçilerinin ve sektöre yön verenlerin asıl amacı da farklı olma isteği. Modanın çıkış dönemi olan Fransız İhtilali yıllarını incelediğimiz zaman da bunu net bir şekilde görebiliriz. (O döneme kadar hiyerarşik sınıflar halindeki toplumun ihtilalle birlikte ‘eşit’ hale gelmesi ve burjuvazinin aristokratlar gibi giyinebilmesi, aristokratların farklı olmak adına yeni modalar oluşturma çabasını doğurur.) Gökmoğol, farklı olma ya da kitleden ayrı düşmeme çabasının değil, kendine bedenine ve kişiliğine yakışanı seçebilmenin en doğru davranış olduğu kanaatinde.

Konuyla ilgili görüşlerini paylaşan herkes, tıpkı Gökmoğol gibi, moda olanı tercih etsin ya da etmesin kişinin kendi tarzını oluşturabilmesi gerektiğini söylüyor. MTD Başkanı Mehtap Elaidi, “Moda kişisel yorumunuzu katarsanız kendini ifade ediş şekillerinden biridir. Bulduğu ilgiyle de ekonominin temel taşlarından olması kaçınılmaz. Ekonomi ve popüler kültür üzerinden yaşamımıza enjekte edilmeyen hiçbir şey yok günümüzde. Bu yüzden bize sunulanlardan (bu moda da olabilir) yararlanarak kendimize yeni bir lisan oluşturmamız gerek.” diyor. Moda tasarımcısı Ümit Ünal da bu görüşü destekliyor: “Modanın karakterinize değinmesi çok önemli. Çünkü diğer uçta taklit etme, bir diğerine benzeme ve daha pasif bir kabul ediş var. Moda tek başına anlamsız ve değersiz. Bu yüzden yaşamın içinde stil ve yorum katılarak kullanılmasını önemsiyorum.”

Prof. Dr. Reşat Öngören (İlahiyatçı): Setr-i avret gerçekleştiği sürece kıyafetin şeklinin önemi yok

“İslam’da esas olan setr-i avret, yani örtülmesi gereken yerleri örtmektir. Setr-i avretin hangi kıyafetle, renkle ya da desenle yapılacağına dair bir belirleme yoktur. Dolayısıyla kıyafet şekli, rengi ve kalitesi kişilerin tercihine bağlı olarak setr-i avret gerçekleştirilebilir. Ama birkaç sınırlama da var tabii. Mesela ipeğin erkekler için haram olduğunu unutmamak lazım. Cırtlak sarı giyilmesi de bir kısım ulema tarafından mekruh kabul ediliyor. Yine başka dinlerin şiarı olan giysileri giymemek ve o sembollerden yapılmış aksesuarları takmamak lazım. Efendimiz Hz. Muhammed (sas) her zaman temiz ve güzel giyinmeye önem vermiştir. Bu yüzden temiz ve güzel giyinmek imkânlar ölçüsünde tavsiye ediliyor. Tabii kişilerin kendi imkânlarından daha fazla harcama yapmaları israfa girer. Bir de gösteriş yapmak, kendini başkalarından üstün görmek için alışveriş yapılıyorsa bu da sakıncalı bir durum.”

Doç. Dr. Vehbi Başer (Sosyolog): Benzer seçimler, yapay ikiz kardeş travması yaşatıyor

“İnsanlar alışveriş yaparken bir seçim yapıncaya kadar, ötekilerden farklı, özel ve ilgiye değer bir görünüm kazanacakları vaadiyle ayartılır. Seçim yaptıktan kısa bir süre sonra benzer ve hatta aynı seçimi yapmış ötekilerle karşılaştıklarında bir tür ‘yapay ikiz kardeş travması’ yaşar ve hayal kırıklığına uğrar. Tabii bu daha ziyade kitleselleşen modalarla ilgili bir şey. Salt modayı eleştirmek yerine modanın avangartlığını, frapanlığını, edebe aykırılığını, gayri ahlakiliğini eleştirmek daha doğru bence.”

Ümit Ünal (Moda tasarımcısı): İnsanların modaya önyargıları var

“İnsanlar moda ile uğraşısı olanları yüzeysel buluyor. Önyargıları var… Ama ben tasarımcıyım. Tasarlıyorum, modaya dönüşür dönüşmez. Neyse ki yıllardır ürettiğim için artık daha iyi anlaşılıyorum.”

Kaynak: Zaman Gazetesi | Abone olmak için tıklayınız…

Sen Özelsin! #HanimNisa